Abi şimdi durduk yere nereden çıktı bu Dünya Kupası maceraları, bilemiyorum. Gittik Amerika'ya kadar, San Francisco'ya filan... Mis gibi gezeceğimize, baktık ki Paraguay maçında gol mol yok, hop evimize dönüyoruz. Kerem Aktürkoğlu da sağ olsun, maç sonu çıktı, 'Büyük bir hayal kırıklığı var' dedi. Ya Kerem'ciğim, biz de farkındayız, o kadar uçağa binip boş gelmek kimsenin hoşuna gitmez ama artık olmuşla ölmüşe çare yok. 1-0 mağlubiyetle gruptan elenmek, evet, insanın ağzında acı bir tat bırakıyor, kabul edelim.
Bizim Kerem diyor ki, 'Çok emek verdik, çok çalıştık, fazlasıyla denedik.' Valla abi, denemişsinizdir eminim, antrenmanlarda falan. Ama o topun kaleye girmesi gerekiyordu bir şekilde, değil mi? Hani iki maçta bilmem kaç şut çekmişiz ama gol yok. Şimdi biz buna 'kaliteli takım' diyelim mi, demeyelim mi, karar veremedim. Kalite varsa top niye fileyle buluşmaz arkadaş? Diyor ki 'Sorumluluk bizde, biz de üzgünüz.' Eyvallah, vicdan sahibi adamlarsınız. Ama o 'kalite' mevzusunu bir daha düşünelim bence, hani bazen kağıt üstündeki kaliteyle sahadaki kalite arasında dağlar kadar fark olabiliyor.
Bir de diyor ki Kerem, '24 yıl sonra geldik, beklenti çoktu, haklısınız eleştirilerde.' Eyvallah Kerem, haklısın. O kadar yıl bekledik, umutlandık, şimdi mi tecrübesizliği aklımıza geldi? 'Bu ekibin ilk Dünya Kupası'ydı, tecrübesizliği vardı' diyor. Yahu amigo, bu çocuklar Süper Lig'de, Avrupa'da çatır çatır top oynuyor, gol atıyor. Dünya Kupası olunca topun ağırlığı mı değişiyor nedir? Neyse, 'Pes etmedik, mücadele ettik' demiş. Olsun, mücadele de bir şeydir. Montella hocanın da emeği çokmuş, hakkını yemeyelim. Bundan sonraki turnuvalarda 'daha güzel başarılar' getireceklerini söylemişler. Hadi inşallah diyelim, biz de bekliyoruz, zaten başka ne işimiz var ki?