Arkadaşlar, hani bizim bir 2026 Dünya Kupası hayalimiz vardı ya, böyle 'oh be bu sefer oldu' falan diye düşündüğümüz... İşte o hayal, D Grubu'nun ikinci maçında Paraguay'a karşı alınan o meşhur 1-0'lık mağlubiyetle, resmen tabutuna çivi çaktı. 'Paraguay kimmiş canım, rahat yeneriz' falan derken, bir anda kendimizi gruptan çıkma şansımızı yitirmiş, hem de göz göre göre yitirmiş bulduk. Valla şaşkınlık da bir yere kadar, ben bu duruma artık sadece 'yok artık lebron james' diyorum.
Maç bitince sahadaki manzara tam bir 'dram filmi sonu' gibiydi, sevgili dostlar. Hakem düdüğünü çalınca, bizimkiler sanki Dünya Kupası kupasını kaldırmışlar da sonra bir anda düşürüp kırmışlar gibi bir hüzne boğuldu. Yerlere yatanlar, başını ellerinin arasına alanlar, hıçkıra hıçkıra ağlayanlar... Sanki sahada değil de bir sinema filminin çekim setinde, o son acıklı sahneyi çekiyorlardı. Mert Müldür'ün o direkten dönen kafası zaten kalbimize bir ok gibi saplanmıştı, ama Kenan Yıldız, Can Uzun, Merih Demiral... Hepsi gözyaşlarına boğuldu. Valla o kadar gözyaşı döküldü ki, sanırsın Paraguay maçını değil, ömür boyu futbol oynama haklarını kaybettiler. Bir an düşündüm, acaba sahadaki su birikintileri gözyaşlarından mı oluştu diye!
Şimdi bu dramatik vedanın ardından ne olacak derseniz, vallahi bilemiyorum. Belki bir dahaki turnuvada bu kadar gözyaşı dökmek yerine, biraz daha 'gol' döksek daha makbule geçer. Ne yapalım, canları sağ olsun ama keşke o gözyaşları biraz daha mücadeleye dönüşseydi de biz de evimizde kahvelerimizi yudumlarken 'helal olsun bizim çocuklara' diyebilseydik. Artık yapacak bir şey yok, 2026 Dünya Kupası defteri şimdilik kapandı. Bir dahaki sefere sahaya çıkarken yanlarında peçete yerine gol ayakları getirseler iyi olur diyelim, gülüşerek dağılalım.