Efendim, futbol tarihinin kara lekesi desek yeridir, 1990 Dünya Kupası'ndan bahsediyoruz. Maç başına atılan gol ortalaması 2.21... Yani anlayın, o turnuvada gol izlemek için ekran başına geçenler, muhtemelen maçların tekrarını izlerken bile uyuklamıştır. Batı Almanya kazanmış, neyine şaşırıyorsunuz ki? Zaten o yılların Almanya'sı, 'bir şekilde kazanırım'cı ruhuyla tanınırdı. Finalde Arjantin'i 1-0 yenmişler, hem de penaltıyla. Maradona ağlamış diye de tarihe geçmiş, kim bilir belki de 'bu nasıl bir futbol, gözlerim kanıyor' diye ağlamıştır zavallı adam. Franz Beckenbauer de hem futbolcu hem teknik direktör olarak kupayı kaldıran ikinci efsane olmuş, ama bu kupadan sonra 'bir daha böyle gol kısır bir turnuva görürsem, futbolu bırakırım' demiştir herhalde içinden.
İtalya ev sahipliği yapmış, belli ki 'bizim memlekette futbol izlemeyene de futbolu sevdiririz' diye yola çıkmışlar ama sonuç hüsran. Adamlar turnuvayı düzenlemiş, sonra da kendi attıkları gol sayısına bakıp utanmışlardır muhtemelen. Zaten ortalık da bir hayli karışıkmış; tam 16 kırmızı kart çıkmış, o dönemin rekoruymuş. Resmen topa değil adama girme turnuvasıymış sanki. Avrupa'dan 14 takım, Güney Amerika'dan 4... Kıta kıta dağılmışlar ama gol atmak için değil, birbirlerini düşürmek için sahaya çıkmışlar sanki. Neyse ki bir sürpriz varmış da biraz yüzümüz gülmüş.
Gel gelelim turnuvanın neşesi, rengi, topa hareket katanı Kamerun'a! Roger Milla adında, neredeyse futbolu bırakmış bir amcamız vardı, hani maçtan önce ısınırken 'belim tutulur mu acaba' diye düşündüğümüz cinsten. Ama yok, adam bir girdi, pir girdi! Gruptan lider çıktılar, Kolombiya'yı uzatmalarda elediler. Çeyrek finalde İngiltere'ye kök söktürdüler, Gary Lineker'in iki penaltısı olmasa kim bilir ne olacaktı da o İngilizler erken dönecekti evlerine. Kamerun, o turnuvayı adeta 'evlatlarım, goller nerede?' diye sorgulayan futbolseverlerin imdadına yetişti. Milla'nın attığı gollerden sonraki dansları, o kupanın belki de en 'canlı' anlarıydı. Schillaci de 6 golle gol kralı olmuş, şimdi 6 gol atsanız 'biraz daha çalış' derler, öyle bir turnuvaydı anlayacağınız.