Efendim, sene 1958, yer İsveç... Bir Dünya Kupası düşünün ki, biz (yani Türkiye) o turnuvaya gitmiyoruz, niye mi? FIFA bizi Avrupa elemelerinden alıp 'Hadi bakalım, Asya/Afrika'da oyna!' demiş. E bizimkiler de haklı olarak 'Yok artık, bu ne ya?!' diyerek resti çekmiş, elemeye falan katılmamış. Yani anlayacağınız, biz orada 'Haksızlık bu!' diye söylenirken, Brezilya denen uyanıklar, o zamana kadar 5 Dünya Kupası'nda eline yüzüne bulaştırdıkları işi, nihayet başarıyla tamamlamış. İlk şampiyonluklarını almışlar, 'Sambacılar' havalara uçmuş. Vay anasını, bizde de talih yokmuş yani!
Ama asıl mevzu neydi biliyor musunuz? O turnuva, 'Futbol Tanrısı' lakaplı bir veletin, evet velet diyorum, daha 17 yaşındaki Pele'nin dünyaya 'Merhaba, ben geldim!' dediği yerdi. Çocuk gelmiş, 6 gol atmış, İsveç savunmasını pamuk ipliğine çevirmiş. Finalde de ev sahibi İsveç'i 5-2 gibi net bir skorla ezip geçmişler. Düşünsenize, kendi evinde, kendi taraftarının önünde 5-2 yeniliyorsun. İsveçliler herhalde 'Keşke bu Pele denen arkadaş tatile çıksaydı' diye çok iç geçirmişlerdir o gün.
Ha, bu arada sadece Pele mi? Bir de Just Fontaine diye Fransız bir abimiz var. Adam tek turnuvada 13 gol atmış! Yani, şaka gibi. Pele 6 gol atıp efsane olurken, Fontaine 13 golle rekor kırmış ama sanki 'birazcık' Pele'nin gölgesinde kalmış gibi... Neyse, o turnuva tam 35 maçta 126 golle gol manyağı olmuş, maç başına 3.6 gol ortalamasıyla izleyenleri koltuklarından fırlatmış. Yani, biz yoktuk belki ama futbol coşmuş, tarihe geçecek anlar yaşanmış. Brezilya o sene 'Ben bu işi çözdüm' demiş, Pele'yle beraber futbolda yeni bir çağ başlatmış. Biz de kenardan 'Ah be FIFA!' diye izlemişiz.