Abi düşünsene, El Clasico gibi bir maça saatler kalmış, tansiyon tavan yapmış. O esnada telefon çalıyor, Hansi Flick babasının vefat haberini alıyor. Yani var ya, insan çıldırır! Flick de durmuş düşünmüş: 'Şimdi ben bu acı haberi takıma anlatsam moral mi çöker, yoksa içimde tutsam patlar mıyım?' E tabii, tecrübeli hoca. Demiş ki 'Ulan ne olursa olsun, bu takım benim ailem, paylaşacağım!' Aslan gibi çıkmış futbolcularının karşısına, haberi vermiş.
İşte tam da bu noktada film kopuyor. Flick diyor ki, 'Öğrendiklerinde oyuncularımın verdiği reaksiyon inanılmazdı, bu anı asla unutmayacağım.' Ne yapmışlar bilmiyoruz, belki toplu sarılma seansı, belki 'Hocam, sen rahat ol, biz bu maçı senin için alırız!' nidaları. Sonuçta, bu duygu seliyle sahaya çıkan Barcelona, Real Madrid'i Marcus Rashford ve Ferran Torres'in golleriyle 2-0 mağlup edip LaLiga'da şampiyonluğunu ilan etmiş. Hatta çocuklar gollerden sonra koşup yedek kulübesinde Flick'e sarılmışlar. E artık, ne diyelim, babası resmen cennetten bir 'moral dopingi' göndermiş takıma!
Şimdi Flick de haklı olarak 'Vay be, burası benim için aile gibi!' diye geziyor ortalarda. Adam hem şampiyon olmuş, hem de böyle kritik bir zamanda takımından öyle bir destek görmüş ki, 'doğru yerdeyim' diyor. E haklı tabii, Alman disipliniyle gelip Akdeniz insanının o sıcaklığını görünce insanı bir güzel sarıyor. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ni de istiyorlarmış. Bakalım, bu 'duygusal doping' etkisi Şampiyonlar Ligi kupasına da yeter mi? Ne diyelim, böyle bir hikaye, kolay kolay unutulmaz be abi!