Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım, Başakşehir maçı öncesi öyle bir manifesto yayınladı ki, sanırsın takım ligi garantilemiş, şimdi Avrupa’ya nasıl gideceklerini değil, Şampiyonlar Ligi gruplarını konuşuyorlar! Neymiş efendim, kırmızı-beyazlılar kalan iki maçı da alırsa Avrupa kupaları için minnacık bir şansı yakalayabilirmiş. Ama Başkan Yıldırım'ın hedef tahtası o kadar da alçak değilmiş, direkt Şampiyonlar Ligi müziğini Samsun'a getirecekmiş! Vallahi bu hayal gücüne şapka çıkarılır. Ben de pazar akşamı iddaa kuponumu doldururken direkt 100 oranlı maçlara oynuyorum, anlıyorum kendisini.
Başkan, bu büyük hedeflere tek başına koşmayacağını, futbolcuların da 'eh' diyeceğini ama asıl gücün taraftardan geleceğini vurgulamış. 'Galatasaray maçında gördük, tribünler dolunca aslan kesiliyorlar!' demiş. E doğru, futbol ruhu tribünlerden beslenir. Bir de şu Alman ekolü mevzusu var ki, Yüksel Başkan'ın kırmızı çizgisi olmuş. Thomas Reis'ten sonra hemen Fink'i getirip 'Disiplin bunlarda var, Fink de şimdiye kadarki en iyisi' diye de not düşmüş. Bakalım, Alman disiplini Başakşehir'den 3 puanı alıp o minnacık Avrupa kapısını aralayacak mı, merakla bekliyoruz.
Çocukken 'Acaba Samsunspor Başkanı olur muyum?' diye aklından geçirmemiş olsa da, kader ağlarını örmüş ve Yüksel Yıldırım kendini koltukta bulmuş. 'İyi ki Samsunsporluyuz, yüzler gülüyor artık' demiş. E haklısın Başkan, yıllarca üzülen taraftar şimdi gülüyorsa ne mutlu sana. Ama öyle 'yavaş yavaş tırmanıyoruz' derken bir yandan da 'Samsun'da bir gün mutlaka Şampiyonlar Ligi müziğini çaldıracağız!' demek... Yani hedef tahtası biraz yukarıda değil mi sanki? Yavaş yavaş tırmanıp Everest'e direkt zirveden inmeyi hedeflemek gibi bir şey bu. Neyse, hayaller bedava, hadi bakalım Samsunspor! Belki bir gün Mars'ta da maç yaparız, kim bilir?