Yine bir gündem, yine bir olay! Hatırlarsınız, 2015'te Fenerbahçe otobüsü Trabzon'da giderken minik (!) bir sürprizle karşılaşmıştı. Hani camları, kaportayı delik deşik eden, futbolcuların canını dişine takan o 'talihsiz' olaydan bahsediyorum. İşte o gün bu gündür, Fenerbahçeliler 'Bu işin soruşturması adam gibi yapılmadı, bizim yaşam hakkımız ihlal edildi' diye Anayasa Mahkemesi'nin kapısını aşındırıyordu, adalet arayışı içindeydiler.
Eeee, sonuç ne mi oldu? Anayasa Mahkemesi de toplandı, taşı gediğine koydu ve dedi ki: 'Yok canım, ne yaşam hakkı ihlali? Sizinki sadece azıcık adrenalindi, o kurşunlar da rüzgarın esprili bir şakasıydı belki!' Şaka bir yana, AYM, 'yaşam hakkının ihlal edildiği' iddiasını kabul edilebilir buldu ama işin esasına gelince, 'usul yönünden bir ihlal yok' kararı verdi. Yani kurşunlar havanın neminden değilse, birileri tarafından sıkıldıysa bile, 'etkili soruşturma yürütülmedi' iddiaları Yüksek Mahkeme için pek de 'ihlal' sayılmıyor anlaşılan. İnsan, 'Neredeyse otobüsün kendisi şikayet etse daha çok ciddiye alınırdı' diye düşünmeden edemiyor.
Yani ortada bir otobüs, bir sürü kurşun deliği, panikleyen insanlar var ama 'yaşam hakkı ihlali' yok. Soruşturma da tam 5,5 yıl sonra 'takipsizlikle' sonuçlanmış zaten, olayın sıcaklığı da bayağı bir soğumuştu bu arada. Eh, ne diyelim? Demek ki o gün Trabzon'da sadece kuşlar ötüyormuş, kurşunlar da o kuşların çok sesli korosuymuş. Bizim futbolun adalet süreçleri de bazen böyle 'kılpayı kurtulma' hikayelerine bayılıyor, ne yapalım? Anlaşılan o ki, bir dahaki sefere otobüsün önüne kurşun geçirmez battaniye falan sermek gerekecek, garanti olsun diye.