Vay arkadaş, geçenlerde ne haberler düştü piyasaya! Arsenal'in o koca koca yöneticileri İstanbul'a gelmiş, Galatasaraylı kurmaylarla gizli saklı, kapalı kapılar ardında bir araya gelmişler. Tabii bizim millet boş durur mu? Hemen başladı gırgır şamata, "Kesin transfer var, kim gidiyor, kim geliyor? Osimhen mi çantada keklik?" diye ortalık yıkıldı. Hatta bazı arkadaşlar, 'Tamamdır, Arsenal bizim en değerli oyuncumuzu çalmaya gelmiş!' diye şimdiden kılıçlarını bileylediler. Ne de olsa dünya devi gelmiş, boşuna gelmezdi ya İstanbul'a... Biz de oturduk, kim kimi alır, kim kime satar diye bir güzel dedikodu yaptık, çaylarımızı yudumladık.
Ama gelin görün ki, o dillere destan transfer senaryoları, o büyük hayaller bir anda suya düştü! Meğer Arsenal'in derdi bizim oyuncularımızı kapmak değilmiş. Yoksa neymiş? 'Sportif iş birliği' diye süslü püslü bir başlık altında anlaşmaya varmışlar! Vay arkadaş, biz burada kaç milyon euro havada uçuşur diye tahmin yürütürken, adamlar gelmiş resmen "Kanka olalım mı?" demişler. Dünya deviyle 'sportif iş birliği'... Kulağa ne kadar havalı geliyor değil mi? Sanki her gün dünya deviyle "biz bize" takılıyoruz!
Peki nedir bu "kankalık anlaşması"nın detayları derseniz? Olay şu: İki kulüp bundan sonra transfer masasında birbirlerine 'öncelik' tanıyacakmış. Yani diyelim Galatasaray bir oyuncuyu gözüne kestirdi, Arsenal de istiyor, Arsenal diyecek ki "Eyvallah aslanım, sen al önce, biz sonra bakarız." Ya da tam tersi. Ne kadar işler, ne kadar gerçekçi olur, orası tam bir muamma. Genelde parayı basan düdüğü çalar ama neyse... Bir de yaz döneminde aynı hazırlık turnuvasına katılıp, orada da "Gel kanka, yan yana soyunalım, top koşturalım" muhabbetine gireceklermiş. Yani anlayacağınız, transfer beklerken dünya deviyle kankalık anlaşması imzalamışız. Eh, buna da şükür diyelim. Belki maçlardan sonra beraber nargile içerler, bilemeyiz!