Vay anam vay! Bakıyorum da, 2025'e gelmişiz ama bazı şeyler hiç değişmiyor. Yine mi Fenerbahçe başkanlık seçimi muhabbeti, yine mi 'kim kurtaracak bu takımı?' senfonisi çalıyor? Ali Koç mu, Sadettin Saran mı? İki tane babayiğit, bir koltuk, binlerce taraftarın duasıyla karışık bedduası... Vallahi billahi, bu koltuğun cazibesine mi hastalar, yoksa gerçekten mi kurtarıcı ruhları var, ben anlamadım gitti. Herkesin gözü sandıkta, sanki sandıktan sihirli değnek çıkacak, hop diye şampiyon olacağız.
Neyse, sadece Fener'de değil, memleketin diğer büyüklerinde de durum aynı tas aynı hamam. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor... Hepsinin transfer gündemi derya deniz. Gazeteler bugün (yani 21 Eylül 2025'te, hay Allah zaman yolcusu mu olduk şimdi?) yine 'bomba transfer', 'son dakika gelişmesi', 'yıldız isim yolda' manşetleriyle dolup taşmış. Yok efendim, bilmem kim hangi mevkiiye alınacakmış, yok öteki takım şu oyuncunun peşine düşmüş. Sanki tüm futbolcuların kaderi bu dört kulübün elinde, başka gezegende top oynayan yok! Her sezon aynı senaryo, tek farkla: İsimler değişiyor, gürültü aynı kalıyor.
Hal böyle olunca, '1 dakikada spor manşetlerine göz atın' falan demek, resmen dalga geçmek. Ne 1 dakikası kardeşim? Bu kadar dramayı, bu kadar dedikoduyu, bu kadar 'acaba kim kimi kapar' oyununu 1 dakikaya sığdırmak, Süper Lig'i tek tuşla Play-Off'tan şampiyon yapmaktan daha zor. Ama olsun, biz severiz bu kafa karışıklığını, değil mi? Zaten futbol demek, biraz da bu belirsizlik ve bitmek bilmeyen umutlar silsilesi demek.